İçeriğe geç
SRN Hukuk & Danışmanlık

16 Haziran 2026 · Bankacılık ve Finans Hukuku

Şirket kredisinde ortak ve yönetici kefaleti: el yazısı unsurları ve eşin rızası

Kefaletin geçerliliği el yazısıyla yazılması gereken üç unsura bağlıdır. Eşin rızası ise şirket ortağı ve yöneticisi bakımından istisna kapsamındadır.

Şirket kredilerinde teminat yapısının en yaygın parçası, ortak veya yönetici sıfatını taşıyan gerçek kişilerin kefaletidir. Bu kefaletlerin geçerliliği Türk Borçlar Kanunu’nun kefalete ilişkin şekil kurallarına tabidir ve uygulamada geçersizlik iddiaları, alacağın esasına ilişkin bir tartışma açılmadan sonuç doğurabilmektedir. Kredi ilişkisinin kurulduğu aşamada birkaç dakikalık bir kontrol, sonraki takip sürecinin tamamını belirlemektedir.

El yazısıyla yazılması gereken üç unsur

Kanun’un 583. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmamaktadır. Bunun ötesinde kefilin; sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla yükümlülük altına girdiğini kendi el yazısıyla belirtmesi aranmaktadır.

Bu unsurların matbu metne basılmış olması yeterli değildir. Azami miktarın rakamla veya yazıyla belirtilmesi mümkün olmakla birlikte, tutarın tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta olması gerekmektedir. Azami miktarın yalnızca anaparayı mı yoksa faiz ve takip giderlerini de mi kapsadığı sonradan tartışma konusu olduğundan, kapsamın metinde gösterilmesi tercih edilmektedir.

Aynı şekil koşulları, kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ile bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması bakımından da uygulanmaktadır. Vekâletname yoluyla verilecek kefaletlerde bu husus çoğu zaman gözden kaçmaktadır. Kefaletin sonraki değişikliklerinde de, kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler aynı şekle uyulmadıkça hüküm doğurmamaktadır.

Eşin rızası ve ticari istisna

Kanun’un 584. maddesi kural olarak, eşlerden birinin diğerinin yazılı rızası bulunmadıkça kefil olamayacağını öngörmektedir. Rızanın, sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması gerekmektedir; sonradan alınan rıza geçersizliği gidermemektedir.

Aynı maddenin üçüncü fıkrası kurumsal kredi ilişkileri bakımından belirleyici bir istisna getirmektedir: ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletlerde eşin rızası aranmamaktadır. İstisna, esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı kişilerin mesleki faaliyetleriyle ilgili kefaletlerini ve belirli kamu destekli kredi türlerini de kapsamaktadır.

İstisnanın sınırları

İstisna, sıfata ve amaca bağlıdır. Uygulamada tartışma yaratan noktalar şunlardır:

  • Sicile tescil edilmemiş bir işletme bakımından istisna uygulanmamaktadır.
  • Ortaklık veya yöneticilik sıfatının, kefaletin verildiği tarihte mevcut olması aranmaktadır. Sıfatın sona ermesinden sonra verilen kefalet istisna kapsamında değildir.
  • Kefaletin, işletme veya şirketle ilgili bir borç için verilmiş olması gerekmektedir; kişisel nitelikteki borçlar bakımından kural uygulanmaktadır.
  • Sıfatın kefaletten sonra sona ermesi, daha önce geçerli biçimde kurulmuş kefaleti kendiliğinden sona erdirmemektedir.

Kefalete ilişkin şekil, ehliyet ve eşin rızası kurallarının, kişisel güvence verilmesine yönelik diğer sözleşmelere de uygulandığı göz önünde tutulmalıdır. Bu nedenle kefalet yerine garanti sözleşmesi veya müşterek borçluluk kurgusuna gidilmesi, şekil kurallarının aşılmasını sağlamamaktadır.

Azami miktar neyi kapsamaktadır?

Kefil her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktara kadar sorumludur. Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa bu sorumluluk; asıl borç ile borçlunun kusur veya temerrüdünün kanuni sonuçlarını, belirli koşullarla dava ve takip giderlerini ve işlemiş bir yıllık ile işlemekte olan yıla ait akdî faizleri kapsamaktadır.

Uygulamadaki tartışma çoğunlukla buradan doğmaktadır: kredi anaparasına eşit biçimde yazılan azami miktar, faiz ve giderler eklendiğinde alacağın tamamını karşılamamaktadır. Bu nedenle azami miktarın, kredi limiti üzerine faiz ve takip giderlerini de karşılayacak bir pay eklenerek belirlenmesi tercih edilmektedir. Buna karşılık miktarın kefilin ekonomik gücüyle açık biçimde orantısız belirlenmesi, ayrı bir tartışma alanı açmaktadır.

Kanun ayrıca alacaklıya, kefile karşı birtakım bildirim ve özen yükümlülükleri yüklemektedir. Alacağı güvenceye bağlayan rehinlerin ve belgelerin korunması ile borçlunun ödeme güçlüğüne düşmesi hâlinde kefilin durumdan haberdar edilmesi bunlar arasındadır. Bu yükümlülüklerin ihlali, kefilin sorumluluğunun kapsamını etkileyebilmektedir.

Müteselsil kefile ne zaman başvurulabilmektedir?

Kanun’un 586. maddesi uyarınca müteselsil kefil, asıl borçlu takip edilmeden ve taşınmaz rehni paraya çevrilmeden takip edilebilmektedir. Ancak bunun için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması ya da açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde bulunması gerekmektedir. Kefile yöneltilen takibin bu koşullar oluşmadan başlatılması, takibin iptali sonucunu doğurabilmektedir.

On yıllık süre

Bir gerçek kişi tarafından verilmiş her türlü kefalet, sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Kefalet daha uzun bir süre için verilmiş olsa dahi kefil ancak on yıllık süre için takip edilebilmektedir. Süre, kefalet süresinin dolmasından en erken bir yıl önce olmak üzere, kefaletin şekline ilişkin hükümlere uyularak verilecek bir uzatma beyanıyla en fazla on yıl daha uzatılabilmektedir.

Kurumsal müvekkil bakımından pratik sonuç

  • Kredi dosyasındaki kefalet metninde el yazısı unsurlarının varlığı ve okunaklılığı, imza aşamasında kontrol edilmelidir; sonradan tamamlanması mümkün değildir.
  • Ortaklık ve yöneticilik sıfatı, kefalet tarihli bir ticaret sicil kaydıyla belgelendirilmelidir.
  • Genel kredi sözleşmesinin limit artırımlarında, kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler bakımından yeni bir kefalet beyanı alınmalıdır.
  • On yıllık süre kredi vadesinden bağımsız işlediğinden, uzun vadeli kredilerde uzatma beyanının takvimlenmesi gerekmektedir.
  • Ortaklıktan ayrılan kefillerin durumu, kredi yenilemelerinde gözden geçirilmelidir.
Bu yazı, yayımlandığı tarihteki mevzuat ve uygulama esas alınarak genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Hukuki görüş niteliği taşımaz ve somut olaylara doğrudan uygulanamaz. Mevzuat değişebilir; yazının güncelliğini yitirmiş olması mümkündür.

Av. Onurcan KOÇOĞLU · 16 Haziran 2026