Marka hakkına tecavüz hâlinde açılan davalarda tecavüzün tespiti, durdurulması ve önlenmesi talepleri çoğu zaman sonuca ulaşmakta; tazminat talebi ise ispat güçlüğü nedeniyle beklenenin altında kalmaktadır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 151. maddesi bu güçlüğü azaltmak amacıyla hak sahibine üç ayrı hesaplama yöntemi arasında seçim imkânı tanımaktadır.
Zararın iki bileşeni
Kanun, hak sahibinin uğradığı zararı fiili kayıp ve yoksun kalınan kazanç olarak iki bileşene ayırmaktadır. Fiili kayıp, tecavüz nedeniyle yapılan giderleri ve mal varlığında meydana gelen azalmayı ifade etmektedir. Uygulamada asıl tartışma yoksun kalınan kazanç üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Üç yöntem
- Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir.
- Tecavüz edenin elde ettiği net kazanç.
- Tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesiyle hukuka uygun biçimde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli.
Seçim hak sahibine aittir ve mahkeme bu seçimle bağlıdır. Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında; sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi, tecavüz sırasında hakka ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi ile ihlalin niteliği ve boyutu gibi etkenler göz önünde tutulmaktadır.
Yöntemler arasındaki fark ispat yükünde ortaya çıkmaktadır
Birinci yöntem, tecavüz olmasaydı gerçekleşecek satış düzeyinin ortaya konmasını gerektirmektedir. Bu, hak sahibinin kendi üretim kapasitesi, geçmiş satış verileri ve pazar payı üzerinden yürütülen bir değerlendirmedir ve sonucu çoğu zaman tartışmalı kalmaktadır.
İkinci yöntem, tecavüz edenin ticari defter ve kayıtlarına erişilmesine bağlıdır. Kayıt dışı satışın yoğun olduğu tecavüz türlerinde bu yöntem gerçeği yansıtmayan düşük sonuçlar verebilmektedir. Defterlerin ibrazı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun belgelerin ibrazına ilişkin hükümleri çerçevesinde istenmektedir.
Üçüncü yöntem en az delil gerektiren yoldur; ancak hak sahibinin daha önce kurduğu lisans ilişkileri yoksa emsal bedelin belirlenmesi güçleşmektedir. Portföyünde lisans sözleşmesi bulunan hak sahipleri bakımından bu yöntem, öngörülebilirliği nedeniyle çoğu zaman tercih edilmektedir.
Tazminat, taleplerden yalnızca biridir
Kanun, marka hakkına tecavüz sayılan fiilleri ayrıca saymaktadır. Markanın sahibinin izni olmaksızın Kanun’da belirtilen biçimlerde kullanılması, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle taklit edilmesi, taklit olduğu bilinen veya bilinmesi gereken ürünlerin satılması, dağıtılması, ticari amaçla elde bulundurulması ve lisans yoluyla verilmiş hakların izinsiz genişletilmesi veya üçüncü kişilere devredilmesi bunlar arasındadır.
Tecavüz hâlinde hak sahibinin talep edebilecekleri tazminattan ibaret değildir. Tecavüzün tespiti, muhtemel tecavüzün önlenmesi, tecavüz fiillerinin durdurulması, tecavüz oluşturan ürünlere ve bunların üretiminde kullanılan araçlara el konulması, el konulan ürünler üzerinde mülkiyet hakkı tanınması, gerektiğinde imha ve masrafı karşı tarafa ait olmak üzere kararın ilanı da talep edilebilmektedir.
Dava açma hakkı bulunanlar, davadan önce veya dava ile birlikte ihtiyati tedbir talep edebilmektedir. Tecavüz oluşturan fiillerin durdurulması ve tecavüze konu ürünlere el konulması, çoğu zaman tazminattan daha hızlı bir sonuç doğurmaktadır.
İtibar tazminatı
Kanun ayrı bir tazminat kalemi öngörmektedir. Tecavüz edenin, hakka konu ürün veya hizmetleri kötü şekilde kullanması ya da üretmesi, bu şekilde üretilen ürünleri temin etmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürmesi sonucunda markanın itibarı zarara uğrarsa, bu nedenle ayrıca tazminat istenebilmektedir. Taklit ürünlerin düşük kalitesinin ortaya konulduğu dosyalarda bu kalem ayrıca değerlendirilmektedir.
Zamanaşımı ve tescil savunması
Sınai mülkiyet hakkından doğan özel hukuka ilişkin taleplerde Türk Borçlar Kanunu’nun zamanaşımına ilişkin hükümleri uygulanmaktadır. Tecavüzün süreklilik gösterdiği hâllerde sürenin her gün yeniden işlemeye başladığı kabul edilmektedir. Fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu hâllerde ceza kanunlarındaki daha uzun zamanaşımı süresi uygulanmaktadır.
Davalının kendi markasının da tescilli olduğu savunması sonuç doğurmamaktadır. Marka hakkı sahibi, kendisinden daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açtığı tecavüz davasında sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri sürememektedir.
Kurumsal müvekkil bakımından pratik sonuç
- Tecavüzün başlangıç tarihi ve süresi belgelendirilmelidir; tarihli satın alma, noter tespiti ve tarihli internet kayıtları hesaplamanın dayanağını oluşturmaktadır.
- Lisans bedeli yönteminin seçilebilmesi, portföyde emsal oluşturacak lisans sözleşmelerinin bulunmasına bağlıdır; lisans politikası bu gözle kurulmalıdır.
- Dava açılmadan önce ihtiyati tedbir talebi değerlendirilmeli; ürünlerin piyasadan çekilmesi tazminat kadar sonuç doğurabilmektedir.
- İthalat yoluyla gelen taklit ürünlerde gümrük işlemlerinin durdurulması ayrı ve hızlı bir yol oluşturmaktadır.
- Marka hakkına tecavüze ilişkin cezai süreç şikâyete bağlıdır ve hukuk davasından bağımsız işlemektedir; iki yolun birlikte planlanması gerekmektedir.
Talebin dava sırasında belirlenmesi
Hesaplama yönteminin dava dilekçesinde kesin biçimde seçilmesi çoğu zaman mümkün olmamaktadır; tecavüz edenin satış hacmi ancak yargılama sırasında ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle tazminat talepleri uygulamada belirsiz alacak davası olarak ileri sürülmekte, tutar bilirkişi incelemesinden sonra artırılmaktadır. Belirsiz alacak davası koşullarının somut olayda bulunup bulunmadığı ise ayrıca değerlendirilmektedir.
Tecavüz edenin ticari defterlerini sunmaması hâlinde ise mahkeme, sunulmamanın sonuçlarını takdir etmektedir. Bu nedenle dava açılmadan önce, hangi yöntemin hangi delillere dayanacağının ve karşı tarafın kayıtlarına bağımlılığın derecesinin belirlenmesi gerekmektedir.
Av. Aslıhan ULUCAN · 24 Şubat 2026