İçeriğe geç
SRN Hukuk & Danışmanlık

19 Mayıs 2026 · İdare Hukuku ve İdari Yargı

İdari para cezasına itiraz: sulh ceza hâkimliği mi, idare mahkemesi mi?

Yanlış mercie yapılan başvuru süreyi korumamakta ve cezayı kesinleştirmektedir. İzlenecek yolu, cezayı öngören özel kanunun kanun yolu hükmü belirlemektedir.

İdari para cezalarına karşı hangi yargı yoluna başvurulacağı tek bir kurala bağlanmamıştır. Görevli merci, cezayı öngören kanuna göre değişmekte; yanlış mercie yapılan başvuru ise süreyi korumadığından ceza kesinleşmektedir. Kısa sürelerle birlikte değerlendirildiğinde, kararın tebliğinden sonra verilecek ilk hukuki değerlendirme çoğu zaman belirleyici olmaktadır.

Genel kural: sulh ceza hâkimliği

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine başvurulabilmektedir. Bu süre içinde başvuru yapılmaması hâlinde karar kesinleşmektedir.

Ancak Kanun’un 3. maddesi, kanun yoluna ilişkin hükümlerinin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması hâlinde uygulanacağını öngörmektedir. Bu nedenle ilk bakılacak metin Kabahatler Kanunu değil, cezayı öngören özel kanundur.

Özel kanunun idari yargıyı gösterdiği hâller

Kurumsal müvekkilleri ilgilendiren birçok idari para cezası bakımından özel kanun idari yargıyı işaret etmektedir. Örneğin 4054 sayılı Kanun uyarınca Rekabet Kurulunun idari para cezalarına karşı idari yargıya başvurulmakta; 7499 sayılı Kanunla değişik 6698 sayılı Kanun’un 18. maddesi uyarınca Kişisel Verileri Koruma Kurulunun verdiği idari para cezalarına karşı idare mahkemelerinde dava açılmaktadır. 5510 sayılı Kanun kapsamındaki idari para cezalarında ise önce Kuruma itiraz edilmekte, itirazın reddi hâlinde idare mahkemesine başvurulmaktadır.

Bu hâllerde dava açma süresi on beş gün değil, 2577 sayılı Kanun uyarınca kural olarak altmış gündür; ayrıca 11. madde kapsamında üst makama başvurulması süreyi durdurmaktadır. Sulh ceza hâkimliği yolunda ise böyle bir durdurma mekanizması bulunmamaktadır.

Karma işlemler: aynı işlem kapsamında verilen kararlar

Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin sekizinci fıkrası, uygulamada en çok karışıklığa yol açan hâlleri düzenlemektedir. Buna göre, idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması hâlinde, idari para cezasına ilişkin hukuka aykırılık iddiaları bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görülmektedir.

Ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı nedeniyle verilen para cezasının yıkım kararıyla birlikte tesis edilmesi, bir işyerinde faaliyetin durdurulması kararıyla birlikte para cezası uygulanması bu kapsamdaki tipik örneklerdir. Bu hâllerde para cezası ile diğer karar aynı davada, altmış günlük süre içinde idare mahkemesinde dava konusu edilmektedir.

Tebliğ edilen kararda gösterilen başvuru yolu doğru olmayabilir. Anayasa’nın 40. maddesi idareye, ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtme yükümlülüğü getirmektedir; yargı kararlarında, kanun yolunun hiç veya doğru biçimde gösterilmediği hâllerde başvuru süresinin işlemeye başlamadığı kabul edilmektedir. Bu, süre kaçırılmış görünen dosyalarda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.

Zamanaşımı ve içtima

Kabahatler Kanunu, ceza verilmesini süreye de bağlamaktadır. Soruşturma zamanaşımının dolması hâlinde kabahatten dolayı idari para cezasına karar verilememektedir; süreler, öngörülen cezanın türüne ve miktarına göre değişmektedir. Ayrıca verilmiş bir cezanın yerine getirilmesi de zamanaşımına tabidir. Denetim tarihi ile ceza kararının tarihi arasında uzun süre bulunan dosyalarda bu husus öncelikle incelenmektedir.

Bir fiille birden fazla kabahatin işlendiği ve bunların tanımlarında yalnızca idari para cezası öngörüldüğü hâllerde en ağır idari para cezasına hükmedilmektedir. Aynı denetimde birden çok tutanak düzenlenerek ayrı ayrı ceza kesilen dosyalarda, fiilin tekliği bakımından bu kural değerlendirilmektedir.

Ödeme, indirim ve kanun yolu

Kabahatler Kanunu, idari para cezasının tebliğinden itibaren belirli bir süre içinde ödenmesi hâlinde cezada indirim uygulanmasını öngörmektedir. Peşin ödeme, kişinin karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilememektedir. Buna karşılık uygulamada indirimli ödemenin cezanın kabulü anlamına geldiği yönünde yaygın bir yanlış bilgi bulunmaktadır; bu nedenle ödeme kararı ile başvuru kararının birlikte verilmesi gerekmektedir.

Kanun yolu aşaması

Sulh ceza hâkimliğine yapılan başvuru üzerine verilen karara karşı Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre itiraz yoluna gidilebilmektedir. Kanunda öngörülen parasal sınırı aşmayan idari para cezalarına ilişkin olarak başvuru üzerine verilen kararlar ise kesindir. İdari yargı yolunda ise idare mahkemesi kararlarına karşı, tebliğden itibaren otuz gün içinde bölge idare mahkemesine istinaf başvurusunda bulunulmaktadır.

Kurumsal müvekkil bakımından pratik sonuç

  • Tebliğ tarihinin kayda geçirilmesi ilk adımdır; on beş günlük süre bakımından tebliğ tarihi ile evrakın ilgili birime ulaştığı tarih arasındaki fark hak kaybına yol açmaktadır.
  • Kararın dayandığı kanunun kanun yolu hükmü, karar metnindeki bilgiyle yetinilmeden okunmalıdır.
  • Aynı denetim kapsamında birden fazla karar verilmişse, bunların birlikte mi ayrı mı dava konusu edileceği başvurudan önce belirlenmelidir.
  • İndirimli ödeme yapılması, başvuru hakkını ortadan kaldırmamaktadır.
  • Denetim tutanağına şerh düşülmesi, sonraki aşamada maddi vakıanın tespiti bakımından değer taşımaktadır.

Tüzel kişi ve yönetici sorumluluğu

İdari para cezasının kime kesildiği de ayrıca incelenmelidir. Bazı kabahatler bakımından ceza doğrudan tüzel kişiye, bazıları bakımından ise kabahati işleyen gerçek kişiye kesilmektedir. Aynı fiil nedeniyle hem şirkete hem de yöneticiye ceza uygulanan hâllerde, her iki kararın da ayrı ayrı ve kendi süresi içinde dava veya başvuru konusu edilmesi gerekmektedir. Şirket adına yapılan başvuru, yönetici adına verilmiş cezayı kapsamamaktadır.

Cezanın muhatabının yanlış belirlenmiş olması ise başlı başına bir iptal sebebidir. Devir, birleşme veya unvan değişikliği yaşanmış yapılarda kararın hangi tüzel kişiliğe yöneltildiği bu nedenle ilk incelenen hususlar arasındadır.

Bu yazı, yayımlandığı tarihteki mevzuat ve uygulama esas alınarak genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Hukuki görüş niteliği taşımaz ve somut olaylara doğrudan uygulanamaz. Mevzuat değişebilir; yazının güncelliğini yitirmiş olması mümkündür.

Av. Yusuf ÖZNALBANT · 19 Mayıs 2026